RAKI NEDİR VE ÇEŞİTLERİ

 

 

RAKI NEDİR ?
Rakı; yalnızca suma veya tarımsal kökenli etil alkol ile karıştırılmış sumanın, 5.000 litre veya daha küçük hacimli geleneksel bakır imbiklerde, anason tohumu (pimpinella anisum) ile ikinci kez distile edilmesiyle üretilen distile alkollü içkidir.

Rakı üretiminde kullanılan suma, üzümünün tat ve kokusunu korumak amacıyla hacmen en fazla % 94,5 alkole kadar distile edilmiş üzüm kökenli distilattır.

21 Ekim 1995 tarih ve 22440 sayılı Resmi Gazete’de yayynlanarak uygulamaya konulan “Türk Gıda Kodeksi” Distile Alkollü İçkiler Bölümü’nde belirtildiği gibi Türk Rakısı sadece Türkiye’de üretilir.

 

    

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Deniz Gürsoy, Çilingir Sofrasında Rakı, 2001, Oğlak Yayıncılık ve Reklamcılık San. ve Tic. Ltd. Şti., yazarın onayı alınarak kullanılmıştır.

RAKININ GEÇMİŞİ

Etimolojik açıdan bakıldığında Yakındoğu ve Ortadoğu ülkelerinde "araki" , "ariki", "arak" ve "rakı" gibi aynı kökten geldiği belli olan değişik birçok isim damıtılmış anasonlu veya sakızlı içkiyi tanımlar. Bu konuda bir iddia bu içkinin ilk Irak'ta yapılıp diğer ülkelere dağılmış olabileceğidir. Bu iddia pek akla yakın gelmemektedir. Zira Osmanlı'da 16. Yüzyılda "arak" olarak adlandırıldığı zaman Irak bir devlet olarak yoktu. Bir diğer iddia razzaki üzümünden üretildiği için bu adı aldığı. Bu da olamaz zira rakı her türlü üzümden imal edilegelmiştir. Örneğin misket üzümü. Bir başka varsayım ise Arapçada "arak" sözcüğünün "ter" anlamına gelmesidir. Rakının üretim tekniğine dayalı bu varsayım akla daha yakın olmalıdır. Zira sonuçta imbikte damıtma işlemi sırasında ter damlacıkları gibi damlalar oluşmakta ve birleşerek oluktan dışarı akmaktadır. Doğu Hindistan, Malezya, Seylan ve İran'da çeşitli bitkilerin damıtılması sonucu ortaya çıkan içkilerin tamamına "arak" denmesi bu görüşü kuvvetlendirmektedir.

Alkol olmadan rakı yapılamaz.
Arapça kökenli olan alkol sözcüğü, bir belirtme takısı olan "al" ile kaş boyası olarak kullanılan rastık tozu anlamına gelen "kühl" sözcüklerinden oluşmuştur. Kimyada formülü C2H2O'dur. Eski Mısır'da imbik katı'dan damıtılarak rastık boyası yapmakta kullanıldığından sıvıdan damıtım işlemi için de aynı ismin kullanılmış olması muhtemeldir.

İmbik olmadan alkol yapılamaz.
İmbik ile ilgili elimizdeki en eski bilgiler ise Venedik'te Saint Marco müzesinde bulunan Panopolisli Zosimos'un 28 ciltlik Simya Ansiklopedisinde bulunmaktadır. İskenderiye simyacısı olan Zosimos MS. 4. Yüzyılda yaşamış olup eserinde kendisi gibi İskenderiye simyacısı olan MS. 1.Yüzyılda yaşamış olan Maria'nın Tribikos adlı damıtma aygıtının resmini Ansiklopedisine çizmiştir. Sıvı damıtmaya yarayan bu aygıtın üç değişik seviyesinden çıkan oluklardan üç değişik damıtım mahsulü sıvı alınabiliyordu. Maria ayrıca bugün Bain Marie (ben-mari) olarak bilinen su banyolu ısıtma işleminin de mucididir.

Suma imbikte ısıtılmaya başlayınca alkol 78.4 oC'da kaynayıp buharlaşmaya başlar. Suyun kaynaması için sıvının 100 oC'a ulaşması gerekir. Sıvının sıcaklığı 100 oC'ın altında tutulduğu sürece yalnızca alkol buharlaşır ve tekrar yoğunlaştırılarak damla damla akmaya başlar.

İslam İmparatorluğu sırasında ilk defa imbiğin alkol elde etmek için kullanıldığını göstermektedir. İbn-i Sina (MS. 844 - 932) eserlerinde kendinden bir yüzyıl evvel yaşamış olan Sufi Geber'in şaraptan damıtma yolu ile alkol elde ettiğini yazmaktadır.

MS. 9. Yüzyılda Araplar Sicilya'yı fethettiğinde üzümü sıkıp şırasını damıtarak elde ettikleri alkolü lamba yakmakta ve savaşta yaraları dezenfekte etmekte kullanıyorlardı. Araplar İslam dini elvermediği için bu sıvıyı içki niyetine içmeyi düşünmemişlerdi. Ancak, Sicilyalılar alkolün içerisine anason ekleyerek "tutone" adlı içkiyi yaptılar. Bugün içtiğimiz "Rakı"nın atası MS. 9. Yüzyılda Sicilyalıların bulduğu "tutone" dir. Moore'lar MS. 1000 yılında Sicilya'ya geldiklerinde tutulan kayıtlarda alkolsüz anasonlu bir meşrubat olan ZAMMU'dan bahsedilir ve buna alkol ilave edince "ZAMBUR" adını alır. Bugün İtalya'da anasonlu içkiye SAMBUCA denir.


GEÇMİŞTE RAKI ÇEŞİTLERİ

Şimdi Tekel'in imal etmekte olduğu dört çeşit rakıya kanıp geçmişte de böyle olduğunu zannedebiliriz. Bu yanlış olur. Tekel 1926 yılında kuruldu ve aynı yıl rakı imaline başladı. Tekel rakısı olarak piyasaya Fevkalade, Aliyulala ve Ala rakıları çıktı. Bu rakılar 10, 15, 25, 50 ve 100 cl'lik şişelerde satılıyordu. Sonra Tekel Yeni ve Kulüp Rakılarını çıkarttı. Tekel'in adı o sıralarda "İnhisarlar Dairesi" idi. Altınbaş'ın piyasaya sürülmesi yenidir. İnhisarlar Dairesi yani "Tekel"in kurulduğu yılllarda ülkemizde bandrol ödenerek özel sektör rakısı olarak şu rakılar satılmaktaydı : "A" Rakısı, Bahçe, Memur, Olgun, Bülbülce, Edremit, Sevim, Çamlıca, Mürefte, Sümer, Bilecik, Adalar, Efe, Elif, Keyif, Hanım, Zarakosta, Çavuş, Alem, Dem, Dimitroeopulo, Baküs, Stafilino, Bülbül, Sakız, Fertek, Ankara, Üzüm Kızı, Ruh, Jale, Filurya. Denizkızı, Erdek, Umurca rakıları ise 1880 - 1900 arasında satılmaktaydı.

Bu rakıların Sakız Rakısı hariç diğerleri sadece anason içeren Düz rakı yani "Duziko" idi. Sakız Rakısının ise içinde sakız bulunuyordu ve Bozcaada'da imal ediliyordu. İçinde sakız bulunan rakı türüne genel olarak "Mastika" deniliyordu.

1930 yılına ait Beyoğlu'ndaki Lala lokanta ve birahanesinin fiyat listesinde şu rakılar yer almakta: Duziko Bomonti, Duziko Bilecik, Duziko Keyf ve Duziko Demitraeopulo.

Buradan o sırada piyasadaki en kaliteli rakıların bunlar olduğunu anlamaktayız. Hepsi de aynı fiyata satılmakta : 125 kuruş'a bir ufak şişesi, hem de mezeler dahil.

Aynı tarihlerde rakı içmeyi giderek azdırıp alkolikleşen, varını yoğunu alkole verdikten sonra rakı alacak para bulamayınca "Yakılmaya mahsus ispirtoya" düşen müptelalar mavi ispirtoya "Menekşe" diyorlardı.

Bu rakılar 1944 yılında rakı devlet tekeline alınınca ortadan kalkmış. Rakı devlet tekeline geçtikten sonra da bir müddet bölgesel dağıtımı olan özel sektör rakıları devam etmiş. Güneydoğu'da Gaziayıntap ve Diyarbakır, İstanbul'da İstanbul, Boğaziçi ve Yalova, Ege'de Nazilli ve Aydın rakıları içilmiş.

Tekel bir ara Adana'da "Boğma rakı", 1945-1947 arasında Sakız Rakısı ve İstanbul'da 1967 - 1975 arasında "Tek Rakısı" gibi yenilikler denediyse de tutmamış. "İyi Rakı'nın imalatına ise 1950'li yıllarda son verilmiştir.

Yukarıdaki listede yer alan "Üzüm Kızı" markalı rakıyı zamanın meşhur şairi Hüseyin Rifat üretiyordu. Ürettiği bu rakının etiketlerinin üzerine kendi yazdığı dörtlükleri bastırırdı :

 

O kadar tatlı ve hoştur ki rakım
İki zıkkımlanırım bir satarım.
Bunu takdir ederek her içenin
Canının üstüne canlar katarım !

Halis-üd-dem bir üzüm mahsulüdür,
Saf bir meydir, bunun bir şişesi
Derdi eksiltir; hele hergün içen
Kimsenin kalmaz gönül endişesi !

Bir görüşte namımı mirim, deme :
"Kim bu mahluk-ı acip, aya neci ?"
Bulamayınca şairiyetten gıda
Oldum işte ben de bi meyhaneci !

 

 

RAKI SOFRALARINA SARI ZEYBEK ZERAFETİ GELİYOR


 

Türkiye'nin ilk özel sektör rakısı Efe Rakı'yı, ardından ise Efe Yaş Üzüm ve Çilingir'i rakıseverler ile buluşturan Elda İçecek ve Enerji A.Ş. rakı sofralarına zerafeti Sarı Zeybek ile getiriyor.

Altı ay boyunca meşe fıçılarda dinlendirilerek olgunlaşan Sarı Zeybek kalitesiyle, Cumhuriyet döneminin rakı adabını, günümüze taşıyor. Tefenni bölgesinden temin edilen meşhur anasonu kullanılarak hazırlanan Sarı Zeybek'in en büyük özelliği, meşe fıçılarda dinlendirilmesi.
Fıçılarda bulunan gözeneklerden geçen hava, rakının olgunlaşmasını ve içerken meşe ağacından gelen hoş bir koku hissedilmesini sağlıyor. Üretimi için altı aydır çalışılan Sarı Zeybek Rakısı için önce rakıya en uygun tadı veren meşe ağacı türü seçildi. Meşe fıçılar ünlü içki firmaları için de üretim yapan Fransız Tonnellerie Radoux tarafından 2004 yılı sonunda verilen özel sipariş ile yaptırıldı ve Elda'nın İTOB Organize Sanayi Bölgesi'nde kurulu olan tesislerine getirildi. Sarı Zeybek, alıştığımız rakıdan farklı olarak bakır imdiklerde 2 kez distile edildi.

 

RAKI, ŞARABI BASKI ALTINDA TUTUYOR

Bakan Şener “1904’te 340 milyon litre şarap üretmişiz. Bugün 90 milyon litreye ulaşmışız diye seviniyoruz. Şarap üretiminde çok düşük seviyelerdeyiz. Şarap kalitemiz düşük” dedi.


Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, 1904 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’ya 340 milyon litre şarap sattığını belirterek, “Şimdi üretimimiz 90 milyon litreyi aştı diye seviniyoruz. Şarap üretiminde çok düşük seviyedeyiz, kalitemiz düşük, milli içkimiz rakı şarabı baskı altında tutuyor” dedi.
Şarap Üreticileri Derneğin tarafından Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nde (TOBB) düzenlenen “Topraktan Kadehe AB Yolunda Bağcılık” konulu toplantıda konuşan Bakan Şener, “Türkiye demek pek çok şeyi aşamamış. Herkesin ilgi duyduğu bu konuya Türkiye ekonomisinden sorumlu bir bakan olarak ilgi duymam normal değil mi? (Sen şaraptan ne anlarsın) diyen varsa, ben bu nesnenin her şeyini bilirim de sadece tadını bilmem” dedi. Tarımda en yüksek katma değerin şarapçılıkta olduğunu, küresel rekabetin en yoğun yaşandığı sektörün de yine şarapçılık olduğunu vurgulayan Şener, “En kaliteli ve ucuzunu üretemiyorsanız fabrikanızın bulunduğu mahalle bakkalına bile mal satamazsınız” diye konuştu. Şarap üretim ve tüketimindeki büyük dengesizliğin, rakı, votka gibi yerel içkilerin ikamesine bağlayan Bakan Şener, İspanya, Portekiz ve İtalya’da üretilen şarapların yüzde 90’ının şaraba dönüştüğünü, Türkiye’de ise bu oranın yüzde 2 olduğunu belirterek, “Biz yiyoruz, Avrupa içiyor. Sucuk, pestil, pekmez, sirke yapıyoruz, ilave katma değerden mahrum kalıyoruz” dedi.
Buzul döneminde bitkilerin güneye kaçması nedeniyle özellikle Türkiye’de büyük bir bitki çeşitliliği bulunduğunu anlatan Şener, şöyle devam etti:
“1904’te 340 milyon litre şarap üretmişiz. Bugün 90 milyon litreye ulaşmışız diye (büyük atak yaptık) diyoruz. Şarap üretiminde çok düşük seviyedeyiz. Şarap kalitemiz düşük. Kayıtdışılık son derece yüksek. Üretimin üçte ikisi kayıtdışı. Kayıtdışı bir yapının dış piyasada rekabet şansı yok. Uluslar arası piyasaya şarap satabilir hale gelmemiz lazım. Bunun için de bağdan şaraba uzanan kayıt mekanizması olması gerekiyor.
Etikete şu bölgenin şu üzümünden yapılmış diyebilmek için bu şart. Şarap kendini tevekküle kaptırmış gibi geliyor bana.” Toplantı bitiminde Başbakan Yardımcısı Şener, “(Çalışmaya katılmam beklenmiyordu?) dediniz. Bu beklenti AK Partili belde ve belediyelerde içki satışının yasaklanmasıyla da ilgili aynı zamanda. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?” şeklindeki soruyu, şöyle yanıtladı: “Türkiye bir hukuk devleti. Hukukun genel ilkeleri önemlidir, çağdaş normları önemlidir. Mutlak anlamda yasak, mutlak anlamda serbesti diye bir şey olamaz. Vakti ile ABD’de içki satışı ve kullanımı Anayasa’ya yerleştirilmek suretiyle yasaklanmıştı. ABD bile böyle bir dönemi yaşamıştır. Ama buna benzer uygulamalar insanlık tarihinin değişik dönemlerinde yaşanmış olmakla birlikte, günümüzde artık çağdaş dünyanın geldiği bir anlayış ve algılama biçimi vardır. O şu anda Türkiye’de de geçerli olan bir kuraldır. İçkinin yasaklanması diye bir şey zaten olamaz. Ancak, mevzuatımızda var olan bazı düzenlemeler var. (İçki satılan yerlerin okullara, ibadethanelere şu kadar mesafede olması gerekir) gibi düzenlemeler. Genel düzenlemeler dışında herhangi bir sınırlamanın veya yasaklamanın söz konusu olduğunu düşünmüyorum.”

 

 


RAKIDA HAKSIZ REKABET

Ulusal içeceğimiz rakıda her geçen gün yeni markaların piyasaya çıkması yeni yeni tatlar yaratılması her damağa uygun lezzetlerin sunulması rakıda tatlı bir rekabet ortamı oluşturdu. Ancak son zamanlarda birçok okuyucumuzun şikayetleri rakıda haksız rekabetin yapıldığı izlenimini uyandırdı. Haber Merkezi'mizin yurt çapında yaptığı araştırmalar standart fiyatı olan rakı markalarından özellikle adını vermediğimiz bir tanesinin spot satışlar yaptığını ortaya çıkardı. Rekabet kurulunun haksız rekabeti önleyici tedbirleri bile bu rakı markasının düşük fiyatlardan satılmasının önüne geçemedi. Aynı fiyattan satılması gerekirken ne amaç güdülerek düşük fiyat ile spot satışı yapılan bu rakının tüketiciler tarafından da kuşku uyandırdığı haber merkemizin araştırmaları sonucunda ortaya çıktı. Araştırmalarını gelecek günlerde de sürdürecek olan Haber Merkezi'miz bu olayın yakın takipçisi olacak ve okurlarını bilgilendirecek.

 


BURGAZ REKORA KOŞUYOR

En çok tercih edilen rakı markası oldu


TEKEL'in özelleştirilmesinin ardından piyasaya çıkan birçok rakı markası kıyasıya bir rekabet içersine girdi. Yeni şişe tasarımı ve üstün kaliteli üzümlerden yapılmasıyla rakı severlerin gönlünde taht kuran Burgaz Rakı üretim ve satış hacmiyle de rekora koşuyor.

Çok değil birkaç yıl öncesine kadar piyasada TEKEL'in ürettiği rakı markaları hüküm sürerken TEKEL'in özelleştirilmesinin ardından içecek sektöründe bir rakı rekabeti başladı. Piyasaya çıkan birbirinden güzel, birbirinden farklı ve her damak zevkine hitap eden 'Aslan sütü' markaları rakıseverin de tercihlerinde etkili olmaya başladı.
Bu markalardan bir tanesi de ülkemizde kendi etil alkolünü üretebilen yegane alkol üreticisi Burgaz Alkollü İçkiler'di. Ürettiği Burgaz Rakı ile kısa sürede büyük beğeni kazanan firma üretim ve satış hacmiyle de her geçen gün büyümeye devam ediyor.
Yapılan tanıtımlar, Türk rakıseverlerin damak tadına uygunluğu göz alıcı şişe tasarımı ve etiketiyle de oldukça ilgi çeken Burgaz Rakı, rakı sektöründe her geçen gün hacmini genişletiyor. Özellikle İstanbul'un gözde eğlence merkezlerinin vazgeçilmez rakısı olarak göze çarpan Burgaz Rakı piyasaya çıkmasından çok az süre geçmesine rağmen rakı tüketiminde ikinci sıraya yükseldi.
Burgaz Alkollü İçkiler yöneticileri "Piyasaya çıktığımız ilk gün söylediğimiz şeyleri harfiyen yerine getirdik. İlk hedefimiz rakı piyasasının yüzde 25'ine sahip olmaktı bu hedefe de adım adım yaklaşıyoruz." dedi. Bilindiği gibi Burgaz Alkollü İçkiler, Burgaz Rakı ile birlikte İstanblue Votka ile de adından söz ettirirken Rusya'ya ve Bulgaristan'a ihraç ettiği ürünleri ile biliniyor.

 

Akşamcının Keyfi Kaçtı


Akşamcıların halini ne siz sorun ne ben anlatayım.

Son bir hafta içinde sahte rakıdan 20 kişi öldü. Onlarca kişi hastaneye kaldırıldı. Birçoğu kalıcı biçimde sakatlandı. Daha kaç kişi ölür, kaç kişi sakatlanır, bilinmiyor.

Türkiye’de sahte rakıdan ölüm ilk değil, ama bu defaki, benzetme yerindeyse katliama dönüştü. Sahte rakı ticareti katliama dönüşünce polis baskınlara başladı, sahte rakı imalathanelerini eliyle koymuş gibi buldu; kamyonlar dolusu sahte rakı ele geçirildi.

Öyle anlaşılıyor ki, hükümet ve sahte rakıcılar, gariban akşamcıya karşı aralarında işbölümü yapmışlar. Biri akşamcının cüzdanına diğeri hem cüzdanına hem canına el atıyor.

Hani Recep Tayyip Han belediye başkanıyken “haramdır” diyerek kamuya açık yerlerde içki satışını yasaklamıştı; başbakan olunca bütün ülkede içkiyi yasaklamak için referanduma gideceğini söylüyordu ya.

Anlaşılan referandumu göze alamadı. Referandum lokmasını yutamayınca, aklınca milleti haramdan uzaklaştırıp sevap kazanmak, kafasındaki şeriatı uygulamak için vergi ve zamlara sarıldı.

Zaten ne demişti Maliye Bakanı: “Bu ürünler sağlığa zararlı, almayın diyecek halimiz yok. Zam yaparak insanların bu kötü alışkanlıktan kurtulmasını istiyoruz.”

Hükümet bu kafayla bir yandan, rakı üretimini özelleştirdi, bir yandan da içki fiyatlarına vergi ve zamları bindirdi. AKP hükümeti iş başına geldiğinde büyük rakı 8 liraydı. Son olarak Şubat ayında vergi oranı bir daha arttırıldı, fiyat 22.5 liraya yükseldi. Bunun 15 lirası vergi. Yani iki yılda, resmi enflasyon yüzde 25 ; ama, rakının fiyatı neredeyse yüzde 200 arttı.

Peki, fiyatlar insafsız ölçüde arttı diye millet içkiden vaz mı geçti?

Elbette hayır.

Bilinir ki, akşamcıyı ne fiyatlar ne de yasaklar durdurabilir. Sultan Dördüncü Murat İstanbul’da binlerce kişinin kafasını kestirdi, yine de baş edemedi akşamcıyla.

Sultan Tayyip Han’ın zamları da akşamcıyı yıldıramadı. Gerçi resmi rakamlara göre 2000 yılında Türkiye’de 68 milyon litre rakı üretilip satılmış. Resmi rakı satışı 2004 yılında 44 milyon litreye kadar düşmüş. Ama düşen sadece resmi rakam olmuş. Tüketilen rakı miktarında bir düşme yok. Aradaki fark kaçak ve sahte rakıyla karşılanmış.

Yani şeriatçı kafayla, ‘zam yapıp milleti haramdan uzaklaştıracağız’ derken, sahte ve kaçak rakıcılara, mafyaya milyar dolarlık kazanç kapısı açılmış.

Hadi kaçak rakılar gerçekten rakı olsa cüzdanı yanan akşamcının hiç değilse canı o kadar yanmayacak. Fakat kaçak rakılar rakı değil, düpedüz zehir. Kâr ve paraya tamahkârlık, denetimsizlik kapitalizmi bu denli vahşileştirmiş. Daha da ucuza gelsin diye kaçak rakıyı etil alkolden değil metil alkolden imbiklemişler. Etil alkol olduruyor, metil alkol öldürüyor. Ölen akşamcı sayısı şimdilik 20.

Bunca ölümden sonra elbette akşamcılık ölmeyecek, ama en azından bir süre için kadehler gönül rahatlığıyla dolup boşalmayacak, “cam cama değil can cana” demenin keyfi yarım kalacak.

Rakı masalarının demokratik ve sansürsüz forumunda sohbetler en azından bir süre için o kadar keyifli olmayacak.

Memleketin nasıl kurtulacağı üzerine Tayyip Han’ınkinden daha özgün, daha insaflı ve insani çözümler bulunsa da aziz halkımızın bu çözümlere itibar etmeyeceği, zaten Atatürk’ün memleketi boşuna kurtardığı hatırlanacak, keyifler biraz daha kaçacak.

Rakı eşliğinde toplu terapinin sonlarında neşeli şarkılar içli türkülere yenik düşecek. Vergi ve zam kazığının boş şişeden yansıyan çirkin görüntüsüne lanetler edilecek, muhtemelen Recep Tayyip Han’ın hatırı da sıkça sorulacak…

Kendi payıma derim ki, milletin üç kuruşluk keyfiyle oynamak hiçbir iktidara hayır getirmez. Akşamcıya akşamını zehir eden iktidarların sonu yakındır. Sofra ehli boşuna demiyor, “akşamcının ahı tahtından indirir şahı” diye. Nice iktidarlar gelip geçti ama akşamcılık baki kaldı.

Akşamcı sahte ekonomiye kurban

Sahte rakıdan son ölümlerin vebali, hiç kuşkusuz AKP hükümetine ait. Lakin, kaçak ve sahte rakı üretimi AKP hükümetiyle başlamadı. Eskiden de vardı. AKP’nin kabahati, alkolle ilgili şeriat hükmünü vergi ve zam yoluyla uygulamaya çalışmak, bir de sektörü denetimsiz bırakıp sahte rakı üretimini azdırmak oldu. Söylediğimiz gibi, resmi rakı satışı 2000 yılında 68 milyon litreden 2004 yılında 44 milyon litreye düştü. Resmi üretim ve satış, son vergi ve zam ve sahte rakı vukuatından sonra daha da düşer.

Sadece sahte ve kaçak rakı üretilmiyor. Sahte ilaç, kireç tozundan antibiyotik, sahte diploma, eski bir Çalışma Bakanı’nın ifadesine göre 400 bin dolayında hayali sahte emekli, patronların kaçak çalıştırdığı 4,5 milyon dolayında işçi, hayali ihracat, sahte ve kaçak sigara, sahte sentetik uyuşturucu, sahte kredi kartları, kaçak katkılı sahte akaryakıt…

Saymakla bitmez. Sahtecilik, kaçak üretim ve tüketim, hukuksuzluk hiç abartmasız toplumsal üretim ve yaşam tarzı haline geldi.

Bu üretim ve yaşam tarzının kaynağında kapitalizmin temel içgüdüsü var. Yani, her ne yoldan olursa olsun kârı azamileştirmek, sermayeyi büyütmek.

Bu temel içgüdü yüzünden en iyimser tahminle ekonominin yüzde 40’ı kayıt dışı, yani kaçak.

Ve akşamcının cüzdanı ve canı, bu temel içgüdüye, sahte ekonominin kayıt dışı alanında sahte rakıya kurban veriliyor.

Bu üretim ve yaşam tarzı kendisine uygun siyasal sistemi ve bireyleri de yaratıyor ki, artık gelecek yazının konusu olsun.

Yine bir anekdotla vedalaşalım.

Eşekliğinden

Devir Atatürk devri. Ünlü yeşilaycı Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay, içkinin zararları konusunda konferans vermektedir. Sormuş dinleyicilere:

“İki kovadan birine su, diğerine rakı doldursak ve eşeğin önüne koysak, eşek hangisini içer?”

Dinleyiciler hep bir ağızdan ‘suyu’ diye karşılık vermişler.

Aldığı karşılıktan memnun olan Gökay, bu kez "Neden?" diye sorunca, rivayete göre yanıt Neyzen Tevfik’ten gelmiş:

“Eşekliğinden.”

Salondan kahkahalar yükselmiş. Bir süre sonra Ahmet Rasim, bu anekdotu Atatürk’e anlatmış, Atatürk’ün çok hoşuna gitmiş. Atatürk de bir akşam Çiftlik’te yemek yerken, civarda dolaşan bir köylü çocuğu yanına çağırıp sormuş:

- Biz ne içiyoruz?

- ‘Rakı...’ demiş çocuk.

- Peki, bir kovaya rakı, diğerine su doldurup eşeğin önüne koysak, eşek hangisini içer?

Çocuk ‘Rakıyı’ diye yanıtlayınca, Atatürk yanındakilere dönmüş:

- ‘Aman neden diye sormayalım.’

Atatürk’ün karakaçanı çocuğun aklına uyup rakıyı mı, kendi aklına uyup suyu mu içerdi, bilinmez. Ama, gazetelerin yazdığı doğruysa Mersin’de Küheylan adlı karakaçan rakıyı gerçekten içiyor. İçmekle kalmayıp akşamcılara çeşnicilik de ediyor.

Mersin’in Silifke İlçesi’ne bağlı Tosmurulu Köyü’nde Kerim Kır, Rüstem Sırma ve Recep Kafet adlı alemci vatandaşlar sahte rakıya karşı kendilerince tedbir almışlar. Rakıyı önce Küheylan adını verdikleri eşeklerine içiriyorlar. Küheylan rahatsızlanmıyorsa kendileri devam ediyorlar.

Eşeğin ağız tadıyla rakı hakkında hüküm vermek nasıl bir şey, ben anlayamadım doğrusu.

Burası Türkiye!


 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !